Makaleleri

Bedir'den Çanakkale'ye, Çanakkale' den Afrin' e

01/03/2018

 

Hak ile batılın savaşı, Habil ile Kabil’le başlar ve kıyamete kadar devam eder. İslam âlemi içinde ülkemizin ayrı bir yeri vardır. Özellikle devrimler döneminde Müslümanlara yapılan baskı, zulüm ve ölümleri unutmak mümkün değildir. Buna rağmen, İslam dünyası içinde ve son bir asırda en çok şehit ülkemizde verilmiştir. Yine İslam âleminde Mehmetçik ismiyle anılan ve (Küçük Muhammed) ismiyle madalya alan tek ülke, Türkiye’dir.

Bu şeref madalyasının takılmasına vesile olan Muhterem Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere ordumuza, babalara, annelere, vakıf, dernek ve STK larımıza, müspet yönde fikir mücadelesi veren medyamıza, Diyanet camiamıza, ortak değerlerimiz olan Salih kullara, zenginlerimize, ilim ehline takdirlerimizi, saygılarımızı ve sevgilerimizi sunuyoruz. Tertemiz bir niyetle ve coşkuyla cephelerde savaşarak şehadet şerbetini içen mücahitlerimize, özellikle anne-babalara ve tüm ülke Müslüman kardeşlerimize canı gönülden tebriklerimizin kabul edilmesini umuyoruz.

Evlerinde, iş yerlerinde, okullarında, camilerde ve her yerde şehit olmayı içinden geçiren kardeşlerimize de bir müjdemiz vardır. O da Hz. Ömer’in şu sözüdür: “Şehit, kendisini Allah’a adayan kimsedir.” (Muvatta, 2/342). Rabbimiz, cümlemizi bu temiz niyetlerimizle ödüllendirsin. Âmin.

 

LÜTFEN AŞAĞIDAKİ KUDSİ HADİSİ DEFALARCA OKUYALIM

“Ben, melikler melikiyim. Hükümdarların (devlet başkanlarının) kalpleri ve nasiyeleri (yani alnındaki perçemleri) benim elimdedir. Kullarım bana itaat ederlerse, ben de onları onlara rahmet kılarım. Ve eğer kullar bana isyan ederlerse, ben de onları onlara ukubet (bela-ceza). Böyle olunca hükümdarlara sövüp saymayın. Fakat bana tövbe ve müracaat eyleyin ki, onları size müspet yönde meylettireyim.” İlgili kutsi hadis Ali İmran suresinin 73. Ayetinin yorumunda Elmalılı tefsirinde mevcuttur.

Görülüyor ki Rabbimiz, bizden iş, hizmet istiyor. Son ümmet dediğimiz İslam ümmeti, iyilikleri emretmek ve kötülüklerden men etmekle ayakta durabilir. Buna canlı bir örnek verecek olursak, vazifelerimizi ve sorumluluklarımızı hatırlamış oluruz.

Emr-i bil ma’ruf sorumluluğumuz ve vazifelerimiz şu maddelerle özetlenir:

  • Sosyal hayata iyi ve güzel olan her şeyi yaymak,
  • İlimde doğruyu ortaya koymak,
  • Siyasette adaleti sağlamak,
  • İktisatta faydalı olanı üretmek.

Bugün sosyal hayatta dikkat edeceğimiz konuları bilmek, tanımak, her Müslümanın vazifesidir.

  • Sosyal hayatta kötülük ve çirkini yayanlara karşı vazifelerimizi bilmeliyiz.
  • İlimde gerçekleri gizleyenlere karşı çözüm üretmeliyiz,
  • Siyasette zulme vesile olanlara karşı uyanık olmalıyız,
  • İktisatta haksız kazanç başta olmak üzere, israfa sebep olacak her çeşit faaliyete karşı koymalıyız.

SIRADAKİ KONUMUZA, MESAJIMIZA GELİNCE

Muhterem okuyucularımız,

Uzun makaleler günümüzde pek okunmuyor. Bir-iki paragraftan sonra, başka mevzulara geçiliyor. Bunu hesaba katarak, kısa ve özlü konuları sizlerle paylaşmak ihtiyacını hissederek, farklı farklı konuları sizlere takdim etmeyi Ribat Dergimizin bu sayısında başlatmış olduk. Rabbimiz hayırlara vesile kısın.

Hatırlarsak, İslam Tarihinde Hılf’ul Füdul ismiyle anılmış bir anlaşma metni vardır. Peygamber (sav)'in Peygamberliğinden önce haksızlıklara karşı koymak ve haksızlığa uğrayanların haklarını savunmak ve almak için kurulmuş olan ve Peygamber (sav)'in de üye olduğu topluluk, cemiyet.

1948 tarihinde yayınlanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile Peygamberimizin de katıldığı bu cemiyetin yaptığı antlaşmayı mukayese edelim ve Amerika başta olmak üzere, baskıcı devletlerin gerçek kimliklerinin ne kadar çirkin olduğunu bir daha hatırlayalım.

“ Mekke’ de yerli olsun, yabancı olsun zulme uğramış kimse bırakmayacağız…

Zulme meydan vermeyeceğiz…

Mazlumlar, zalimlerden haklarını alıncaya kadar, mazlumlarla beraber hareket edeceğiz…

Denizlerde su kalmayıncaya, Hira ve Sevr Dağları, yerlerinden kopup silininceye,

Kâbe’yi istilam ibadeti ortadan kalkıncaya kadar ahdimizde sebat edeceğiz.” (Hz.Muhammet ve İslamiyet, 89-92)

Yaşadığımız ve yaşayacağımız günler ve aylar, bir takım yeni olaylara gebe olabilir. Bedenen, manen ve fikren uyanık olmalıyız. Bilelim ki Hak-Batıl mücadelesi her geçen gün yerini alıyor. Basit konulara sığınarak kenara çekilmek bir çözüm değildir. Her karış toprağında şehit kanının var olduğuna inandığımız ülkemiz, sıradan bir ülke değildir; bunu iyi bilelim. Lisanî dualarımızın kaliteli olması, şuurlu ve bilinçli hareket edilmesi, sorumluluk duygumuzu kuvvetlendirecektir.

 

ÖZELLİKLE, HANIM KARDEŞLERİMİZE SUNUYORUZ

Sizlere bazı ayetleri mealen takdim ederek, kısa mesajımızı dikkatle okumanızı hatırlatıyorum. Hak yolda olan Müslüman erkek ve hanımlarla, batıl yolda mücadele eden kadın ve erkekleri özet olarak kıyaslayalım:

“ Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resulünü itaat ederler. İşte onlara, Allah rahmet edecektir, Şüphesiz Allah azizdir, hikmet sahibidir.” (Tevbe, 9/71)

Şimdi de, batıl cephede savaşan erkek ve kadınların nasıl mücadele ettiğini, bizzat Rabbimizin kelamından okuyalım:

“ Münafık erkekler ve münafık kadınlar(sizden değil),birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkor ve cimrilik ederler. Onlar Allah’ı unuttular, Allah’ da onları unuttu. Çünkü münafıklar fasıkların kendileridir.” (Tevbe, 9/67)

Görülüyor ki hak-batıl mücadelesinde sadece erkekler değil, hanımlar da sorumludur. İçtimaı şuur(bilinç) dediğimiz bu güzel duygu, fertlerin dini ve ahlaki kusurlarının, kötülüklerinin karşısında duyarlı olmayı zorunlu kılıyor.

İmam efendi namaz kıldırırken bir hata yapmış olsa, erkekler sesleri ile müdahale ederken, hanımlar ise sağ ellerini sol ellerine vurarak imamın hatasını düzeltmesini isterler.

Görülüyor ki Müslüman hanımların sorumluluklarını yabana atamayız. Namazın içinde iken imamın bir hatasına karşı duyarlı olan Müslüman Hanım; hayatın her alanında iyilikleri emretmek, kötülüklerden nehyetmek hakkına sahiptir. Asrı saadette bunun birçok yaşanmış örnekleri mevcuttur.

 

Netice: Ülkemizin içinde bulunduğu şartları hesaba katarak, Müslüman kardeşlerimizin sorumluluk ve vazifelerine yönelik bir hatırlatma ihtiyacını duyarak, bu mesajımızı sizlerle paylaşmak ihtiyacını duydum. İnşallah Afrin başta olmak üzere; tüm ezilen, dışlanan, her çeşit zulme maruz kalan kardeşlerimize, uzatılan rahmet ve şefkat eli, gizli ve sinsi tuzakları bozacaktır. Yeter ki biz Müslümanlar, birliğimizi-beraberliğimizi bozacak sinsi ve gizli tuzaklara karşı dikkatli olalım.