Makaleleri

Beşeri İlişkilerimiz ve İnsan Kazanma Sanatı

01/02/2020

 

Öncelikle şunu belirtelim ki, insan ilişkilerinde başarı getirecek belli kurallar belirlemek ve muhatap değişse de münasebetlerde muvaffakiyet için gidilecek yolun değişmeyeceği zannını taşımak, son derece nakıs bir yorum olup, insanın kâmil manada tanınmadığının göstergesi olarak nazara alınabilir. Her insanın özgün bir yapıya sahiptir ve bu orijinal varlığın kendine has işlevleri, hassasiyetleri, eğilim ve konumları vardır.

 

Mevzu, bu gerçek paralelinde ele alındığında, görülmektedir ki aslında her insan için ayrı bir ilişki türü geliştirilmesi gerekmektedir. Yani bir yönüyle de olsa birbirinden ayrılan yaklaşık yedi buçuk milyar münasebet formülü mevcuttur/mevcut olmalıdır. Elbette ortak paydalar, insanları sınıflandırmada kullanılacak altyapılar vardır. ‘Mü’min-kâfir, kadın-erkek, büyük-küçük, akıllı-ehli hamakat’ gibi ayrımlarla muhatap ile münasebet için nasıl bir yol izlenmesi gerektiği anlaşılabilir. Ne ki, bunlar dışında insan orijinal olduğuna göre, her insan-insan ilişkisinin onu biricik kılan bir nüans taşıması kaçınılmaz olacaktır. Şayet bu özel boyut yok sayılırsa, muhatap, “onlardan biri” olarak, ya da bir diğer ifadeyle yedi buçuk milyar fabrika ürününden biri olarak görülüyor demektir ki, bu da öncelikle “insan” algı ve tasavvurunun düzeltilmesi gerektiğini göstermektedir.

 

Sözü edilen münasebete hususî bir boyut kazandırma neticesi, muhatabı diğerlerinden ayıran özelliği keşfetmekle olur. Buna göre beşeri ilişkilerde başarının ilk ve değişmez şartı, muhatabı tanımaktır. Onu özel kılan yanı bulup, bunu fark ettiğini ilişkilerinde uyguladığı yöntemle muhataba yansıtmak gerekmektedir. Aksi halde ilişki kurulacak insanın frekansına girilemeyecektir. Ancak biz yine de belli maslahatlara mebni, insan ilişkilerinde başarı için muhataba göre değişkenlik göstermeyecek birkaç hususu nazara vermek istiyoruz:

 

1-Empati kurun. İşte beşerî münasebetlere yol çizen en önemli kaide: “Kendisi için istediğini başkası için de istemek, kendine yapılmasını istemediği şeyi başkasına da yapmamak” ve işte dünya tarihinin şahit olduğu en evrensel, kuşatıcı ve özlü insan ilişkileri kuralının, nebevî lisana bürünmüş hali: “Mü’min kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe mükemmel bir şekilde iman etmiş olmaz.” (İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 1/113)

 

2-Sayın ve sevin. “Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de -gerçek manada- iman etmiş olamazsınız” (Müslim, “İman”, 93. Ebu Davud, “Edeb”, 131; Tirmizi, “İsti’zan”, 1) Günümüz Müslümanları, münasebetleri nedeniyle, küs olmayan ve fakat küsmüş hükmünde olan kimseler haline gelmişlerdir. Unutulmasın ki, birlikteliklerin sağlıklı olabilmesi, iyi ilişkiler içinde olunmasına bağlıdır.

 

3-Daima selamlaşın. Selamlaşmak, bir emaneti sahibine iade etmektir. Bu emanet, aynı zamanda hediye, ikram ve mükâfat olma özelliklerine de sahiptir. Selamlaşmak, ne bir refleks hareketi olmalı, ne de sadece bir vazife olarak yapılmalıdır. Ona gerçek ruhunu geri kazandırmak mecburiyetindeyiz. Selamlaşmanın kalitelisi, ülfeti artırmaktadır.

 

4-El sıkışın/Musafaha edin. Musafahalaşmak, sevgiyi artıran, ilişkileri tazeleyen bir ameldir. İlgili bazı eserlerde, tarafeynin musafaha esnasında şahadet ve başparmak arasındaki boğumlarının birbirlerine kavuşturulması gerektiği söylenir. İyi bir musafahada, her iki el de aktiftir. Sıkıca birleşen el boğumlarından, muhataba elektrik akımı gibi sevgi akımı başlar. Bilindiği gibi musafahada tensel bir temas söz konusudur. Hz. Peygamber ve ashabın hayatında, sadece el sıkışırken değil, namaz kılarken de bu tür bir temas vaki olmaktaydı. Efendimiz (sav), namaz saflarını elindeki bir değnek vasıtasıyla tek tek düzeltir, sahabeyi omuzları birbirine değecek şekilde sıkı olmaları konusunda uyarırdı. Hemen hatırlatalım ki modern tıp, bunu bir iyileştirme yöntemi olarak kullanmakta, sağlıklı ve sağlıksız insanın omuz başlarının sürtünmesinden hasta insana geçen sıhhat enerjisi ile tedavi uygulamaktadır. Musafaha sırasında bu akım yaşanırken, gözler de muhatabın gözlerinde olmalıdır.

 

5-Güler yüz gösterin. Mü’minin yüzü, daima mütebessimdir. Öyle ki bir cenaze defninde dahi, bu tebessüm Müslüman’dan uzaklaşamaz. Hüzünlü yaşamak, buna engel teşkil etmez.

 

6-Tenkit amelini aslına göre ıslah edin. Mü’minler arası münasebetleri kopma noktasına getiren unsurlardan biri de, tarafların birbirlerine karşı ahlakı olmayan ve usulsüz eleştiriler yapmalarıdır. Elbette Müslümanların münasebetleri, hatalarının düzeltilmesi için mükemmel bir zemindir. Ne ki yöntem ve metodu bilinmeden yapılan müdahaleler çoğunlukla tam tersi sonuçlar doğurmaktadır. Hatayı söyleme üslubunda; muhatabın kişisel özellikleri, hangi lisan tarzından hoşlandığı gibi hususlar göz önünde tutulmalı, gerekirse hatalı kimsenin sevip saydığı bir başkası aracı kılınarak yanlışı hakkında uyarı yapılmalıdır.

 

Batı kuramlarına endeksli psikolojik telkinler, iyi ilişkiler için tenkit eyleminin tamamen devre dışı bırakılması gerektiğini, tarafların yanlışlarını asla yüzüne karşı dile getirmemek gerektiği düşüncesini yerleştirmiştir. Bu yanlış, Müslümanlar arasında da doğru olarak muamele görüp de gereği uygulandığında, yüze karşı belirtilmeyenler, arkadan söylemek suretiyle gıybetin yaygınlaşmasına altyapı oluşturmuştur. Oysa mü’minler arası ilişkiler, hiçbir hatasından dolayı kişiye arkadaşı hakkında dedikodu yapma müsaadesini vermez. Bizim mülahazatımıza göre, ilişki yalnız yüz yüze değil, gönül gönle de kurulduğu için, diğer ilişki kaidelerine harfiyen uyulsa dahi gıybeti edilen kimsenin gönlünde hâsıl olan negatif hissiyat bunun önünde daima bir barikat oluşturacaktır. Durum tam tersi olur, kişi münasebet kurduğu kimsenin gıybetini yapmaz, gıyabında dua eder, haklarını korur ve severse, hem vicahî ilişki sağlıklı hale gelecek, hem de gıyabî ilişki kuvvetlenecektir.

 

7-Yalnız bedeninizden değil, gönlünüzden ve beyninizden de verin. Aynı inanç ve dolayısıyla da aynı idealin paylaşıldığı kimselerle olan münasebetlerde dikkat edilmesi gereken bir başka unsur da, münasebetin tek bir perdede kalmamasını, insanda meftun tüm güç odaklarının iştirakiyle gerçekleşmesini sağlamaktır. Öyle ki mü’min, muhatabı mü’minin gönlünü gönlüne, beynini beynine, bedenini de bedenine raptetmek durumundadır. Zira sağlıklı bir iletişim ne yalnız bedenî, ne yalnız zihnî ve ne de yalnız kalbî yolla sürdürülebilir. Beyin, gönül ve beden gücü, kardeşlik temelleri üzerine inşa edilen bu münasebetin selameti için cömertçe kullanılmalıdır. Gönül gücünün de istisna edilmeksizin, kardeşlik hesabına kullanılması gerektiğine hassaten dikkat edilmelidir.

 

8-Muhatabınızın yanlışlarını dolaylı yollarla anlatın. İnsanî ilişkilerde pek tabii düzeltilmesi icap eden hataları her iki taraf da yapabilir. Hatası olan insanın kendisi ise düzeltmesi de salt olarak kendisiyle ilgilidir. Ne ki muhatabın bir yanlışı münasebeti zafiyete uğratıyor ya da en azından onun kendisi ve Rabbi ile ilişkisini aksatıyorsa, iyi bir insanî ilişkinin gerektirdiği şey, uygun bir usulle bunu muhataba bildirmektir. Bu hususta direkt ve keskin ifadeler kullanılarak yapılan uyarılar, sonuç bakımından iyi neticeler doğurmayacaktır. Hz. Peygamber (sav)’in insan münasebetlerinde daima bu kurala sadık kaldığı bilinen bir gerçektir. Şahsı muhatap alarak “Sana ne oluyor ki böyle yapıyorsun” değil, geneli temel alarak “Bazılarına ne oluyor ki böyle yapıyorlar” der; hatta kusuru muhataba değil kendine nispet edercesine, “Bana ne oluyor ki bazılarını böyle görüyorum” buyururdu.

 

9-Tartışma yolunu seçmeyin. Unutulmasın ki hiçbir münakaşanın galibi yoktur. Görünüşte bir taraf galebe çalsa, üstünlük kursa bile, esasında muhatabıyla ilişkisi yara almış olacağından kazanmış sayılmaz. Elbette bu tespit, tartışmayı hakkın ortaya çıkması için değil, karşıdakini susturabilmek için bir yol olarak gören arızalı mantığa matuftur. Ancak toplum genelinde tartışma bu bozuk zeminde icra edildiğinden ilgili kaide genel bir şablonda kabul edilip uygulanmalıdır.

 

10-Samimiyet faktörünü ilişkinin merkezine oturtun; takdir ve teşekkürü elden bırakmayın. İçtenlik ve dürüstlük barındırmayan hiçbir ilişki ayakta kalamaz. Öte yandan insanların iyi yönlerini görmek de onlarla münasebetleri düzelten müthiş bir iksirdir. İnsan pek çok zaafa sahipse de diğer insan onu zaaflarını esas alarak değerlendirmemelidir. Aksi haksızlık ve ilişkiye zulüm bulaştırmak manasına gelir. Zira aynı insan, mutlaka sevilip meyledilecek, takdiri hak eden güzelliklere de ev sahipliği yapmaktadır. Muhatabın kötü taraflarını öncelemek; muazzam bir sarayı gezdikten sonra, anlatılmayı hak eden yüzlerce harikuladelik varken, izlenimlerini anlatmaya, onun tuvaletini tasvir ederek başlamak gibidir. Bu kabilden olarak “teşekkür” sözcüğü ilişkiler literatüründe en çok kullanılan bir terim olarak yerini almalı, tam zıt istikametinde ise “özür dileme” mefhumuna aynı sıklıkta başvurulmalıdır.