Makaleleri

Farklı Yönleriyle Ramazan Ayı

09/05/2019

 

Müslüman toplumun, asırlardır 11 ayın sultanı olarak kabul ettiği Ramazan ayımızla iletişime geçebiliriz. Hoş geldin Ey Ramazan ayı, dediğimizde, iç dünyamızın dili ne diyor acaba, hiç fark ettik mi? Hoş geldin, yani duygularımızı okşayan, zevk veren, ilgi uyandıran, iyi, güzel, latif, zarif özelliklere sahip olan, ne de iyi ettin aramıza gelmekle… Sıra geldi “hoş bulduk” diyene.

-Sizleri iyi gördüm. Namazlarınızı kılıyorsunuz… Allah’ın gönderdiği kitabı iyi sahiplenmişsiniz… Farzları, vacipleri, sünnetleri yerine getirerek, Allah’ın yeryüzünde güvendiği şahitleri olduğunuza çok memnun oldum… İki aydır yaptığınız duanın kabul edilişine ne kadar sevinseniz yeridir, v.s

İşte Müslüman kulların Ramazan ayı ile olan manevi iletişim ve oluşumun gizemli dünyası böyle başlar… Ve yine hatırlayalım Recep ayının girmesi ile yaptığımız duayı… “ Allah’ım! Recep ve Şaban ayını bizim için mübarek kıl. Ve bizi Ramazan ayına kavuştur”,duasını ısrarla tekrarlayanlar, birkaç gün sonra inşallah dualarının kabulünün neşe ve sürurunu yaşayacaklar, öyle değil mi?

Müslüman insanın, iç dünyasında bulunan yetenekleri, kabiliyetleri inkişaf ettikçe, kalplerden ufuklar açılmaya başlar. Daha sonra eşyanın ve olayların iç yüzüne nüfuz etmesi devreye girer. Peygamberimizin: "Müminin bakışından çekinin. Çünkü o, Allah’ın nuru ile bakar” hadisini ve müjdesini anlamadan ve kavramadan yaşamak, rastgele bir hayattır.

Acluni’nin, Keşfü’l Hafa ismindeki eserinde rivayet edilen ve bazı ilim ehli tarafından sahihliği tartışılan bir hadiste, Peygamberimiz: “Allah, benim sadrıma neyi koyduysa, ben onu Ebubekir'in sadrına boşalttım” buyurur. Tıpkı Ramazan ayı da bünyesinde bulunan ve mahiyetini bilemediğimiz nice nimetleri, gece ve gündüzlerine boşaltmaktadır.

Tüm varlığımızla, ümit dünyamızla, gönlümüzden, kalbimizin derinliklerinden gelen manevi bir haykırışımızla “ Hoş geldin on bir ayın sultanı, diyor ve “hoş bulduk” cevabının gönüllerde yankılanmasını diliyoruz.

Dinimizde tefekkür yani düşünmek en büyük ibadetlerdendir. Tüm insanlık için hidayet kaynağı olan Kur’an-ı Kerim, düşünmeyenleri, aklını kullanmayanları hayvanlar kategorisinde ele alır. Düşünülmeden yapılan her türlü iş, hareket, eylem, amel bir nevi taklit edilerek yapılan şeylere benzer. Bu mesajımızda, Ramazan ayının üzerinde düşünülmesi gereken bazı yönlerine dikkatinizi çekmek istiyorum.

Bunlardan birisi, Ramazan ayına adeta hazırlık yapmış olduğumuz halde iştirak ediyoruz. Yani alt yapısını oluşturarak yukarıda ifade ettiğim gibi “ Ehlen ve sehlen” “Hoş geldin”, safalar getirdin, diyerek kavuşuyoruz. Hatırlarsak, Receb Ayı Allah’ın ayı idi. O ayda Rabbimizle ve bize gönderdiği Kur’an ile kendimizi gözden geçirdik. Kulluk kimliğimizi mercek altına aldık. Yanlışlarımızı, doğrularımızı, hata ve sevaplarımızı bir bir gözden geçirdik. Rabbimiz ile aramızda olmaması gereken en küçük olumsuzlukları Receb ayında tövbe ve istiğfarlarımızla hallettik.

Daha sonra Şaban ayı geldi. Peygamberimize tahsis edilen bu güzel ayda ise, efendimizle, sünnetleriyle, hadisleriyle hayatımızı test etmeye çalıştık. Resul ve Mümin ilişkisinin nasıl olacağını, Peygamberimizin risalet kimliğini, yetkilerini, Kur’an’daki statüsünü, yerini öğrenmeye çalıştık. Herhangi bir hataya düşmemek için Efendimizi doğru ve sağlıklı bilgilerle öğrenmeye çalıştık. Bu arada gerek Receb ayı ve gerekse Şaban ayı ile alakalı nafile ibadetler, oruçlar ve diğer salih amellerin icra edildiğini de haber vermekte hayır vardır.

Ve şimdi sırada Ramazan ayı var. Görülüyor ki paldır küldür tavırlar sergileyerek Ramazan ayına girmek bu ümmete yakışmıyor. Hamdolsun, yüzümüzün akı ile Ramazan ayına “merhaba” deyip, elimize tutuşturulacak Allah Kelamı olan Kur’an-ı Kerim’i hayat kitabımız olarak görecek ve ölünceye kadar çizdiği rotadan ayrılmayacağız.

Ramazan ayının bir başka yönü, bu ayda yapılan nafile ibadetlerin diğer aylarda yapılan farz ibadetlere denk olmasıdır. Bitmedi. Yine bu ayda yapılacak farz olan bir amel, hizmet, diğer aylardaki farzların yetmiş katı olmaktadır. Bu büyük müjdenin ve nimetin gölgesine sığınmaktan başka ne yapılabilir ki?

Ramazan Ayının nimetlerini, bereketlerini saymakla bitiremeyiz. Ancak özet olarak bir başka güzelliğine dikkatinizi çekmek isterim. Küçüklüğümüzden beridir dinleye dinleye ezberlediğimiz bir hadis vardır. “Ramazan ayının evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu ise cehennemden kurtuluştur.”

Bu müjde dolu hadisi şerifi hikmetiyle, sır ve müjdesiyle şöyle anlayabiliriz: Ramazan ayı üç bölümde ele alınıp incelenir. Üç bölüme uygun olan üç tip insan vardır. Bunlardan birincisi, üzerinde hiç günah yükü olmayan insanlardır. Böyle insanlar için Ramazan ayı bir rahmettir… İkinci sınıf insanlara gelince, bunlar ara ara günah kirlerine bulaşırlar. Ama ciddi ve ağır veya büyük günahlara geçit vermezler. İşte böyle insanlar için Ramazan ayı, mağfirettir. Tuttukları oruç karşılığında günahları affedilir. Sıra geldi üçüncü gurup insanlara. Kimdir bu insanlar derseniz? Cevap verelim: Bunlar ağır günahların altına ezilircesine girmiş, günah dosyaları hayli kabarık olanlardır. Ne var ki gidilecek Hak kapısından başka kapılara yönelmemiş olan bu insanlar, Hakk’ın dergâhına yönelmiş oruçlarını tutmaya başlamış, özür, tövbe ve istiğfarlarla müracaatlarını yapmışlardır. İşte böyle olan insanlar için Ramazan ayı, cehennem azabından kurtuluşun günahların bağışlandığını müjdeleyen aydır.

Tüm bu nimetlere ilave edilecek bir başka nimet vardır ki, akil baliğ olan, sağlığı yerinde bulunan her Müslüman erkek ve hanıma layık olan bir nimet, o da oruç tutmaktır Sakın ola ki içinde bulunduğumuz ayın sıcağından, hararetinden hareket ederek terk etmeyelim. Bu büyük nimetin farkında olalım kâfi. O da, oruç, bıçaksız bir ameliyattır, gerçeği…

Evet, yanlış duymadınız, oruç, bıçaksız bir ameliyattır. Öyle bir ameliyat ki vücudumuzun bazı uzuvları için değil, tüm vücudumuz, tepeden tırnağa ameliyattan geçecektir. Dikişsiz, kansız, ağrısız ve parasız bir ameliyat… Şu gerçeği itirazsız kabul etmek gerekir, o da, Rabbimiz, biz insanlar için oruç tedavisinden daha üstün bir tedavi yöntemi göndermemiştir.

Sevgili ve kıymetli okuyucularım! Şimdi sizlere Ramazan ayını hak ettiği bir şekilde değerlendirmemize vesile olması duasıyla birkaç somut öneride bulunmak istiyorum:

-Ramazan ayı denilince, ilk alımıza gelenin Kur’an-ı Kerim olacağını mutlaka bilirsiniz. Arife tarif gerekmez. Günlük okuduğumuz gazetelere ve dinlediğimiz haberlere ayırdığımız zamanı gözden geçirerek, Allah kelamı olan Kur’an-ı Kerim'e günlük ayırdığımız zamanı bir daha gündemimize alalım. Mutluluk kitabımız olan Kur’an-ı mealiyle birlikte düzenli bir şekilde anlamak ve yaşamak için okuyalım. Bu konuda öyle bir disiplin sağlayalım ki bir ömür devam etsin.

- Ramazan ayı bir eğlence ayı değildir. Efendimizin döneminde Ramazan eğlenceleri diye bir uygulamaya rastlamıyoruz. Ülkemizde bazı Belediyelerimiz Ramazan eğlenceleri adı altında çeşitli etkinlikler düzenliyorlar ki bunların Ramazan iklimiyle örtüşen hiçbir yanı yoktur. Unutmayalım ki Ramazan ayı eğlence değil, arınma ayıdır.

- Sahur vaktinde bedenimizin ihtiyaçlarını karşılamak için yiyip içtiğimiz gibi ruhumuzun ihtiyacı için de iki rekât da olsa teheccüt namazı kılmayı ihmal etmeyelim.

- Efendimizin Ramazan ayına has bir sünneti olan teravih namazlarını bütün bahanelerimizi bertaraf ederek tamamını camilerimizdeki cemaatlere katılarak ikame edelim.

- Fıtır sadakası ve zekât ibadetimizin dışında, çevremizdeki yetim ve yoksulları gözeterek infaklarımızı artıralım.

-Gerek aile içinde olsun, gerekse akraba ve yakınlarımız için olsun iftar sofralarımızda lütfen mütevazı olalım. İftar sofralarımızı israf sofraları haline getirmeyelim.

Mesajımı iki hadis-i şerif ile bitiriyorum“Ramazan ayına hürmetsizlikten sakının. Çünkü başka ayda bulunmayacak şekilde onda sevaplar kat kat verilir. Günahlar da böyledir.” (Taberani)

Hz. Aişe (ra) dan yapılan rivayette:"Peygamberimiz (sav), ramazanın son on günü gi­rince geceyi ihya eder, ev halkını uyandırır, eteğini toplayıp bütün ciddiyet ve heyecanıyla ibadete yönelirdi." (Müslim, “Müsafirin”, 79, Ahmed: 5/130)