Makaleleri

"Fidan İnsanlar" dan Biriydi

15/02/2019

" Allah (cc), ara vermeden bu din konusunda fidan insanlar yetiştirir ve fidan insanları taati doğrultusunda kendi dinine hizmet için kullanır." (Ahmet.4/200.H.No: 17.272)

Hüsnü zannımız odur ki, fidan insanlardan biri de Veyis Ersöz hocamızdı. Asırlık bir fidan olarak rahmet-i rahmana kavuşmuştur (inşallah).

Milli Şef döneminde Köy Enstitüsünde okumuş ama çöplükte biten bir fidan gibi yaşamış ve dava adamı olduğunu ispatlamıştır.

İskilipli Atıf Efendi, Mahmut Sami Ramazanoğlu Efendi, Necip Fazıl Kısakürek gibi sayılarını sayamayacağım güzel insanlar geldi geçti ancak eser bırakarak gittiler.

Sizlere, yüreklerinize su serpecek bir hadis-i şerif sunmak istiyorum:

" Öyle günler gelecek ki, o günlerde dinin emirlerine uyma hususunda gösterilecek sabır, ateş parçasını elde tutmak gibi zor olacaktır. O günlerde Müslüman olarak yaşamaya çalışanlara, bugünkü sizin 50 kişinin sevabı kadar sevap yazılacaktır. Ey Allah'ın Resulü! Bizden 50 kişi mi? Yoksa onlardan 50 kişinin sevabı mı? Hayır! Bilakis, sizden 50 kişinin sevabı." (Ebu Davud.K.Melahim 17.Bab)

Şimdi de, zor dönemlerde kaytaranlar, “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın”, diyenler,
15 Temmuzu bahane ederek kenarda bekleyenler için bir hadis-i şerifi hatırlatmak istiyorum:

İlgili hadis, Taberani, Beyhaki'nin Şuabül imanında zikrediliyor: “Bir köyde her türlü haksızlık, kavga, çalma, çırpma son noktaya geldiği halde, köyde takva sahibi bir zat yaşanan olaylara karşı duyarsız kalıyor. Rabbimiz meleklerine, o köy ve köy halkının cezalandırılma görevini veriyor. Melekler, vazifelerini yerine getirmeden önce, takva ehlinden olan o zatı ne yapacaklarını Rabbimizden sorunca, Allah(cc) meleklerine şöyle buyuruyor: Onu da, onları da alt üst edin. Zira onun yüzü bir defa olsun, benim rızam uğrunda onlara ekşimemiştir."(Taberani, Beyhaki, Şuabül İman)

1982 yılında Ribat Dergisinin hizmet koltuğuna oturan Merhum Veyis Ersöz hocamızı geçmişi ve geleceği ile hizmet terazisinde tarttığımız zaman, yukarıda zikredilen ölçülerle ele almak gerekiyor. Biz, merhumu kötülükler karşısında susan bir insan olarak görmedik. Mesajlarından dolayı hapishanede ziyaret edilecek ortamda gördük.

Merhum Veyis Ersöz hocamızın bir başka yönüne şahit olmuştuk. O da, namazı huşu ve tadili-i erkân üzerinde kılıyor, etrafındakileri uyarıyordu. Şimdi de buradan hareket ederek, kıldığımız namazları bir örnekle takdim ediyorum:

Sizleri Buhari'de geçen bir hadis-i şerifle baş başa bırakıyoruz:

Zühri isimli Salih bir zat anlatıyor:

“Enes bin Malik'in yanına girdim, ağlıyordu. Kendisine dedim ki: Sizi ağlatan şey nedir?

Dedi ki: Rasulullah zamanında ulaştığım şeylerden hiç birinin olduğu gibi kaldığını bilmiyorum. Yalnız şu namaz kalmıştı. O da tehir edilmekle, tadili'nin terkiyle, adap ve erkânına riayet edilmemekle, ziyana uğramıştır.” (Buhari, Tar. Muhammediye. Sh.35)

Silahsız mücahit- Silahsız fetih

Elimizde, avucumuzda bulunan silahımızı da böylece ihbar etmiş olduk. Muhammed Kutub’un 20. Asrın Cahiliyesi isimli eserinden bir bölüm nakletmek istiyoruz. Lütfen altını çizercesine okumanızı istirham ediyoruz:

" Hangi cahili sistem yıkılırsa yıkılsın, bunun ardından insanlara hayatlarını, hayır üzerine kurmaları için sadece bir fırsat zuhur etmiş olur... Eğer bunu yapar da Allah nizamına yönelirler ve bu nizamın Allah tarafından gönderildiğine inanırlarsa, bu durum onları için kurtuluş yolu olur.

Eğer insanlar bu fırsatı değerlendirmez ve yeryüzünde İlahi nizamın ikamesi için bir gayret sarf etmezlerse, onların hayatlarına asla kendiliğinden hayır hâkim olamayacak ve bir cahiliyetten, bir şer kuvvetten, başka bir şer kuvvetin kucağına düşeceklerdir..."

İki paragraftan oluşan bu değerlendirmeyi kenara atmak mümkün değildir.

Merhum Veyis Ersöz Hocamızı hastaneye ziyarete gittiğimde son anlarını yaşadığı belli idi. O akşam mahdumu Salih Ersöz Bey ile Kon TV de program yapacaktık. Dedim ki, Salih Bey, programı erteleyelim... Sesimizi duymuş olmalı ki Veyis Hocamız: Sakın ha... Mutlaka programa katılmanız gerekiyor, diyerek dava adamı olduğunu ispatlıyordu.

“Yemame savaşında, Ebu Akil isimli sahabi, elini-kolunu kaybetmiş, son nefeslerini verirken, Hz. Ömer'in oğlu Abdullah'a (ra) şu soruyu soruyordu: Zafer hangi tarafta?”

Evet, zafer hangi tarafta? Evimizde, iş yerimizde, Hastanelerde, sokaklarımızda, düğünlerimizde, fabrikalarımızda zafer hangi tarafın? Cahiliyenin mi? İslam'ın mı?

Günahlar, sevapları alıp götüren günahlar

Bu mesajımızda bir insanı, bir şahsı değil, Müslüman bir insanı, milyonlarca Müslüman insanda olması gereken bazı örnekleri dile getirmeye çalışıyoruz. Bu böyle biline... Rabbimiz buyurur ki: " Hiçbir nefsin felakete duçar olmaması için, Kur' an ile nasihat et." (En'am, 6/70)

Sevapları alıp götüren günahların başında gıybet gelmektedir. Klasik bir günah gibi algılanıyor ve sevapları yok ediyor. Yarım asırlık dava arkadaşımız ve dostumuz merhum Veyis hocamızdan bir defa gıybet duymamışımdır. Ev halkının tamamı buna şahittir.

 

İsrail, ABD ve diğer düşman ülkelere kızgınlığımızın üstünde olan şey, gıybettir. Hem de bizi yaratan Rabbimiz, özellikle gıybetin ne mal olduğu konusunda bizleri uyarıyor. Bağışıklık haline gelmiş, farkında değiliz.

NETİCE

Yarım asırlık çınarımızın namına söylediklerini tekrarlıyorum. Hocamız, devlet-millet ilişkisini nereye oturtuyor hep birlikte okuyup anlayalım:

“Milletin ihtiyaç ve istekleri istikametinde, devletin yapılanması, şekillenmesi esastır...

Devlet, milleti şekillendiremez. Onun vazifesi, adil hakemlik yapmak ve milletine hizmet etmektir.

Halkına-Milletine adaletle muamele eden inkârcı devlet ile halkına-milletine haksızlık eden Müslüman devlet için, Allah'ın yardımı, inkârcı devlete yapılır. Adaletin çarkının döndüğü devlette; insanlaşmış devlet ve devletleşmiş insan vardır.

Böyle bir ortamda, terör, anarşi, gasp, şiddet, silah, bomba barınamaz.”