Makaleleri

İnsanlığımızın Mihenk Taşı Örnek Şahsiyetler

01/06/2019

 

Bizler, ziyaretleri basit bir adet haline getirdik. Amelden maksat, bir vazifeyi ifa etmek ve Allah’ın rızasını kazanmaktır. Allah rızası gaye edinilmeyen amellerin hiçbir değeri olmaz. Ziyaretler Allah için yapılmalı ve bir iş, amel ortaya konulmalıdır. Sırtındaki cübbesini misafirine minder diye seren gerçek Müslümanların peşinde yürüdüğünü söyleyen bizler, başımızı önümüze eğip bir kez daha düşünelim.

 

Önümüzde iki gurup insan gözüküyor. Her birimiz safımızı öğrenmek istiyorsak kendi yaşayışımız ile onların yaşayışını kıyaslayalım, hangi gurubun yaşayışına benziyorsak biz de onlardanız. Bizim hayat tarzımız ve insanlığımız, insanlığın önüne mihenk taşı olarak konan, nebevi terbiyeden geçmiş model şahsiyetlerin hayatına mı, yoksa seküler insanın hayat tarzına mı benziyor?

 

 

 

Bu kadar koşuşturmanın içinde biraz muhasebeye ne dersiniz. Dünyalıklarımıza ait her şeyin hesabını, kitabını o kadar ince yaparız da, ahiret hayatımıza ait hesabımızı, kitabımızı neden ince ve her an yapmıyoruz. Yapmamız gerekir. Bu muhasebede kendimizi ölçeceğimiz, kendimizi kıyaslayacağımız mihenk taşı, Efendimizin terbiyesinden geçen örnek şahsiyetlerdir.

Bu örnek şahsiyetlerin hayatından bir kaç kesite değinerek, bu kesitler karşısındaki ahvalimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Burada kimseyi itham yok, suçlama yok. Söylenenlerin tamamı önce kendi nefsimedir.

Efendimizin öz elleriyle terbiye etmiş olduğu örnek şahsiyetler, amellerinin büyüklüğüne küçüklüğüne bakmaz, kim için yaptıklarına dikkat ederlerdi. Mü’min bir kardeşinin gönlünü almak veya cihat etmek. Bu iki ameli yaparlarken ihlâslarına ve kim için yaptıklarına itina gösterirlerdi. Çünkü imanları böyle davranmayı istiyordu. Günlük yaşayışlarının raporunu vahiyden tespit ederlerdi.

Sahabe, batıl ehline karşı onurlu mü’minlere karşı merhametliydiler. Bir ara batıl ehlinden bir gurup gelmiş, Peygamberin (sav) etrafında garip, güçsüz ve yoksul kimseler görmüşlerdi. Yüce Rasule şu soruyu sordular:

“Ya Muhammed! Senin havsalan bunları nasıl kabul ediyor? Bunlar senin arkadaşların iken biz nasıl sana tabii olacağız? Bunları yanından kov, dediler. Yoksul ve düşkünlere elini ve bağrını uzatmış, açmış yüce Peygamber bu yoksul ve düşkün mü’minlere bakarak:

“Şunu bilin ki, ben yaşadığım sürece aranızda yaşayacağım ve öldüğüm zaman aranızda öleceğim” buyurdu.

Sahabe, imkân buldukça birbirlerine uğrar, dertleşir, hal-hatır sorarlardı. Bir mü’min diğer mü’min kardeşinin halinden üç gün habersiz kalmazdı. Arar, sorar, bulurdu. Bunu da imanının gereği olarak yaparlardı. Hatta onlarda öyleleri vardı ki Medâin şehrinden ta Şam’a kadar gelir ve Müslüman kardeşini ziyaret eder, halini, durumunu sorar, öğrenir, yapılması icap edeni yapar sonra da geri dönerlerdi.

Numune şahsiyetler, sohbet toplantıları yaparlar, birbirlerini ziyaret ederler ve ikramda bulunurlardı. Bu gibi ameller birbirleriyle olan irtibatlarını kuvvetlendirir, sevgi ve muhabbetin fedaileri olurlardı. Bu hususta onlardan bir ilim ehli şöyle demişti: “Ara sıra sohbet toplantıları yapıyor, birbirlerinizi hak rızası için ziyaret ediyorsanız, siz bunu yaptığınız müddetçe iyilik, bolluk ve mutluluk içinde yaşayacaksınız.”

Sahabe, mü’min kardeşlerinin işlerini görmek, takip etmek hususunda sanki birbirleriyle yarışırlardı. İlim beldesinin kapısı niteliğinde bulunan Hz. Ali (ra) diyor ki:

“İki nimet vardır; bilmem ki hangisi beni daha çok sevindirir. Biri, herhangi bir Müslüman’ın beni derdine derman kabul edip de bana başvurmasıdır. Biri de o kimsenin derdini, Yüce Allah’ın benim elimle halletmesidir. Allah’a yemin ederim ki, herhangi bir Müslüman’ın bir derdini halletmek, benim için yeryüzü dolusu kadar altın ve gümüşe sahip olmaktan daha çok sevindiricidir.”

Örnek şahsiyetler, cemaatin başında bulunan büyüklerine saygı gösterir ve değer verirlerdi. “Bir toplumun büyüğü yanınıza geldiği zaman ona değer verin” hadisi numune şahsiyetler olan sahabe’nin şiarı olmuştu. Allah’ın kullarına değer verene, Allah da değer verir.

Şimdi de projeksinu kendimize çevirelim ve muhasebemizi yapalım:

Bizler, ümmetin önündeki örnek şahsiyetlerin amel ve ahlakına aykırı işlerle ömür tüketir hale geldik adeta. Bir defacık olsun, görmediğimiz tanımadığımız mü’min kardeşlerimiz hakkında, aleyhine rahatlıkla konuşup, kabaran nefislerimizi böyle teskin ediyoruz.

Bizler, mü’min kardeşlerimize dünyalığı nispetinde değer ve kıymet verir hale geldik. Hatta onlarla beraber olup sohbet etmeyiz, birlikte sokak ve caddelerde dolaşmayız. İslam’ın dışındaki görüş ve ideolojilerinden olan “İnsan ekonomik bir varlıktır” tezine sanki bizler de katılmışız. Ancak şu unutulmamalıdır ki; insanı maddesiyle ölçmek isteyen kimseler, kapitalist ve dünyevi çıkarları istikametinde yaşayan insanlardan sayılır.

Bizler, ziyaretleri basit bir adet haline getirdik. Amelden maksat, bir vazifeyi ifa etmek ve Allah’ın rızasını kazanmaktır. Allah rızası gaye edinilmeyen amellerin hiçbir değeri olmaz. Ziyaretler Allah için yapılmalı ve bir iş, amel ortaya konulmalıdır. Sırtındaki cübbesini misafirine minder diye seren gerçek Müslümanların peşinde yürüdüğünü söyleyen bizler, başımızı önümüze eğip bir kez daha düşünelim.

Bizler, toplumun ileri gelen şahısları aleyhine kampanya başlatmayı vazife addederiz. Onların aleyhinde bulunmanın dini bir tebliğ olduğu görüşünü savunuruz. Taraftar tutmak için en kestirme yolun bu olduğunu zannederiz. Allah’tan korkmadan rahat rahat aleyhte konuşuruz, dinleyenler de zevk duyar. Çünkü şeytan konuşanın ağzına, dinleyenin kulağına badem yağı sürmüştür. Konuştukça coşarız, coştukça konuşuruz.

Bizler, şekle ve surete önem verir hale geldik. Eğer kendimiz kıyafeti düzgün biri isek, yanımıza gelen kişi kendimiz gibi değilse o kişiden uzak kalmanın yollarını araştırır olduk. Hâlbuki bizim gibi olmayan kıyafet sahibi ile Cuma namazında veya başka bir namazda yanyana aynı safta namaz kılarız. Fakat çevrenin ve suretin, şeklin verdiği tesir, yoksul giyimli Müslüman’ı, hor ve hakir tanıtmıştır.

Bizler, batıl ehline karşı yağcı, mütevazı; garip Müslümanlara karşı ise kibirli, onurlu ve gururlu bir hale geldik. Bunu görmek isterseniz adım başı hadiselere şahit olabilirsiniz. Bir gafil Müslüman’ın bankaya gidip, faizli muamelelerde bulunmasına gözlerinizle inanamazsınız. Hâlbuki bu adam camide Rabbine karşı rukuya eğilip, secde ediyordu. Demek ki, kendisine göre namaz kılışı varmış bu adamın!...

Önümüzde iki gurup insan gözüküyor. Her birimiz safımızı öğrenmek istiyorsak kendi yaşayışımız ile onların yaşayışını kıyaslayalım, hangi gurubun yaşayışına benziyorsak biz de onlardanız. Bizim hayat tarzımız ve insanlığımız, insanlığın önüne mihenk taşı olarak konan, nebevi terbiyeden geçmiş model şahsiyetlerin hayatına mı yoksa seküler insanın hayat tarzına mı benziyor?

Burada şu hususu belirtelim ki, örnek şahsiyetler dediğimiz sahabe gibi olmak için çalışanlar, mücadele edenler, yorulanlar ve kısmen de olsa onlar gibi olanlar da vardır. İstisnalar kaideyi bozmayacağı için biz umumi olarak meseleleri ele alıyoruz.

Yüce Allah, bizleri nebevi terbiyeden geçmiş örnek şahsiyetler dediğimiz sahabe’nin gittiği hak yoldan ayırmasın. Amin.