Makaleleri

Müslüman'ın Ramazan İle İrtibatı

01/05/2020

İnsanoğlunun işlemiş olduğu günahlarla manen, eliyle yapmış olduklarıyla da madden kirlenmiş bir dünyada yaşıyoruz. Seküler kirlilik, hayatın bütün alanlarına nüfuz ediyor. Siyaset, ticaret, medya, kültür, sanat, ahlâk, sokak... Her şey bu kirlilikten nasibini alıyor. Fahşâ, münker, azgınlık, açgözlülük, lüks, israf, şiddet, bencillik sistemli olarak yaygınlaştırılırken; adalet, ihsan, infak, yardımlaşma, dayanışma, paylaşma, itidal, tevazu, sabır, takva, affetme, sevgi, vefa gibi erdemler unutturuluyor, törpüleniyor, aşındırılıyor. Kötülerin çoğalması ve kötülüklerin yaygınlaşması ise, ruhumuzu daraltıyor, içimizi burkuyor ve adeta ufkumuzu karartıyor…

İşte, tam da böyle bir anda Ramazan imdadımıza yetişiyor. Paslanan, kirlenen, katılaşan kalplerimizi rahmet deryasında yıkayıp arındıracak, yumuşatıp itminana, sekînete erdirecek kutlu mevsim başladı. İnsanlığımızı, kulluğumuzu, sorumluluklarımızı, görevlerimizi hatırlamak için bu ayda inen Kur’an’ın ebedi mesajlarına kulak vereceğimiz, hakkı batıldan ayıran şaşmaz ölçülerine sımsıkı sarılıp, işaret ettiği dosdoğru yolda yürüyeceğimiz bir mana iklimine daldık; bereket, mağfiret, merhamet, huzur ve barış iklimine...

Rasûlüllah (sav)’in “sabrın yarısı” buyurduğu orucumuzla; yalnız midelerimizi boş bırakmakla yetinmeyip, gözümüze, kulağımıza, elimize, ayağımıza, hâsılı tüm vücudumuza hükmedecek, arzularımıza gem vuracağız...

Rasûlüllah (sav)’in, “Ramazan ayı girince göklerin/Cennetin kapıları açılır, Cehennemin kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur” hadis-i şerifindeki müjde ve fırsatlardan faydalanarak; yine Allah Rasûlü (sav)’in,“damarlarınızda akan kan” gibi dediği şeytanı, oruç, namaz ve Kur’an’dan güç alarak zincire vuracağız... Nefis ve şeytanın hâkimiyetinden kurtulup yalnız Allah’a teslim olarak Cehennem kapılarını kapatacak, Cennet’in kapısını aralayacak sabredenlere vaad edilen hesapsız mükâfat’a nail olacağız inşaallah...

“Ramazan’ın evvelini rahmet, ortasını mağfiret, sonunu cehennem ateşinden azad oluşturur” buyuruyor Peygamberimiz. İlahi rahmete, mağfirete ne kadar da ihtiyacımız var. Hele ateşten kurtulmaya.

Rabbimiz tarafından cennet kontenjanının en geniş haliyle açılmış olduğu mübarek bir zaman dilimindeyiz. Bu cennet kontenjanını bütün dünya nüfusu doldurmaya yetmez. Yine Rahman olan Rabbimiz öyle bir af kredisi açmış ki, bütün insanlığın günahları toplansa onu tüketmeye yetmez. Bu kontenjanda herkese yer var, bu kredi herkese yeter. Bu ayın rahmetinden ve bereketinden şemsiyelerini açıp kuru kalmakta inat edenlerimiz hariç, herkes nasiplenecektir.

"(O sayılı günler), Ramazan ayıdır ki, insanlığa rehber olan, bu rehberliğin apaçık belgelerini taşıyan ve Hakk’ı batıldan ayıran Kur’an işte bu ayda indirilmiştir." (Bakara, 2/185) Ramazan, insanlığın aydınlanmasının, nura kavuşmasının, önünü görmesinin, kendini tanımlamasının, eşyayı anlamlandırmasının, Yaratanı ile münasebet kurma merhalelerini keşfetmesinin ve seküler bir hayat sürmenin kıyısından dönmesinin sene-i devriyesidir. Tarih, bundan büyük bir İlahî bağış ve hediyeye şahit olsaydı, Ramazan'a bağlanan ümitler o bağışın yapıldığı aya/güne bağlanırdı. İlahî rahmet, insanlığa karşı vahiyle tenezzül etmesinden daha büyük bir lütufta bulunmamıştır. Bunun için bugünleri kendi namımıza yeni rahmet esintileri duyabilmek için kutlayalım. Ne doğduğumuz gün, ne evlenip aile kurduğumuz gün, ne de çocuklarımızın mürüvvetini gördüğümüz gün bizim için bu kadar hayatî bir önem arz etmiyor. Okumuş olduğumuz okuldan mezun olmasak, aile kurmasak ne olurdu yani, dünya hayatının süslerinden birkaçından yoksun olurduk o kadar. Ama ya Ramazanımız olmasaydı, ya Ramazan'ı Ramazan yapan Kur’an’ımız olmasaydı, Kur'an'ın hakk’ı batıldan ayıran burhan ve delilleri olmasaydı halimiz nice olurdu.

Bu ay içerisinde yer alan Kadir gecesinde Kur’an inmeye başlamıştır. Kur’an’ın inmeye başladığı bu mübarek zaman dilimi Kur’an sayesinde otuz bin kat değer kazanmıştır. Bu gecenin değeri kendisinden değildir. Bu gece bereketini vahiyden alır. Öyleyse Kur’an bizim hayatımıza inerse, ömrümüze nasıl bereket katacağını bir düşünelim.

Ramazan getirmiş olduğu güzellikleriyle solumuş olduğumuz havaya dahi tesir etmiştir. Bu mübarek zaman diliminde gökyüzündeki melekler yeryüzündeki insanlar için istiğfar mesaisi yapmaya başlamış. Yeryüzündeki insanlar da gökyüzündeki meleklere benzemek için dünya meşgalelerini azaltıp kendilerini ibadete adamışlardır. Çevremize bir bakalım, canlı cansız her şey Ramazan'dan nasibini almış, kutuplarda ya da çölde olsun hiç fark etmez, her yerde mevsim aynı; Ramazan... Bu mübarek zaman dilimi, Kur'an'ın indirildiği ilk Ramazan hangi meyveyi vermişse, her yerde ve her zamanda yine aynı meyveyi veriyor. Kur'an'ı indirerek bütün insanlığın yazgısını değiştiren Rabb’imiz aynı, rahmeti aynı; şimdi söyler misiniz o kadar ayniyete rağmen Hicri 1441 yılının Ramazan ayı da, niçin bizim yazgımızı değiştiremesin? Bizim iklimimizde niçin vahye muhatap olma, Kur’an'laşma neticesini vermesin?

Şu halde bir kere daha Ramazanlaşmaya ne dersiniz? Okurlarımız bizi yanlış anlamasınlar, Ramazan geldi diye tebrikleşmekten bahsetmiyorum. Her birimizin vücut bulmuş, ete kemiğe bürünmüş birer Ramazan haline gelmesinden söz ediyorum. Bir ortama girdiğimiz anda, eller haramdan çekilmeli, diller haramdan sükût etmeli, çehremizi uzaktan görenler batıl uğraşlarını saklayacak yer aramalı. Aracılığımızla kinler, öfkeler sümenaltı edilmeli, dargınlar barışmalı, insanlığını unutanlar bize bakıp insanlığını hatırlamalı. Ramazanlaşsak diyorum, bu yıl her birimiz Ramazan'ın elçisi olsak. Oturduğumuzda ağzımızdan sadece Ramazan'ın mesajları çıksa. Ramazandaki rahmet ve bereketi insanlar bizim hayatımızda gözlemleyebilse. Gölgemizi görenler, "Herhalde Ramazan ayaklanmış bize doğru geliyor" deseler.

Kıymetli okurlarımız; inanır mısınız cansız şehirlerin, iradesiz şerefelerin bile Ramazanlaştığı şu günlerde, zor olan Ramazanlaşmak değil Ramazanlaşmamak... Öyleyse gelin zoru değil kolayı seçelim, ayak diremeyelim, sadece teslim olalım, inanalım ve ümidimizi hep taze tutalım.

-Ramazan ayı denilince, ilk alımıza gelenin Kur’an-ı Kerim olacağını mutlaka bilirsiniz. Arife tarif gerekmez. Sağlığımız gereği zorunlu olarak yaşadığımız şu izolasyon günlerinde okuduğumuz gazetelere ve dinlediğimiz haberlere ayırdığımız zamanı gözden geçirerek, Allah kelamı olan Kur’an-ı Kerim'e günlük ayırdığımız zamanı bir daha gündemimize alalım. Mutluluk kitabımız olan Kur’an-ı mealiyle birlikte düzenli bir şekilde anlamak ve yaşamak için okuyalım. Bu konuda öyle bir disiplin sağlayalım ki bir ömür devam etsin.

- Sahur vaktinde bedenimizin ihtiyaçlarını karşılamak için yiyip içtiğimiz gibi ruhumuzun ihtiyacı için de iki rekât da olsa teheccüt namazı kılmayı ihmal etmeyelim.

- Efendimizin Ramazan ayına has bir sünneti olan teravih namazlarını bütün bahanelerimizi bertaraf ederek tamamını evimizde aile fertlerimizle birlikte cemaat olarak ikame edelim.

- Fıtır sadakası ve zekât ibadetimizin dışında, çevremizdeki yetim ve yoksulları gözeterek infaklarımızı artıralım.

- İftar sofralarımızda lütfen mütevazı olalım. İftar sofralarımızı israf sofraları haline getirmeyelim. Sofralarımıza ailecek iftardan üç-beş dakika önce oturalım ve iftar vaktine kadar ayet ve hadislerde geçen duaları okuyalım.

-Bu ayda ibadet, zikir ve dualarımızı çoğaltalım, mümkünse son on gününde evimizin müsait bir odasında itikâfa girelim, eğer bu mümkün değilse birkaç günlük inzivaya çekilelim ve bu birkaç günlük zamanımızı zamanın ve mekânın sahibi olan Rabbimize adayalım.

Bütün bunları ve daha fazlasını yapabilmek için Ramazan ayı bulunmaz bir fırsat. Hem, bir yıl sonraki Ramazan’a ereceğine kimin garantisi var? Doludizgin akıp giden şu fani hayatın hızını bir anda keserek; “dur yolcu!” demeye imkân veren böyle bir ilahi lütuf bulunabilir mi?

Evet, bütün bereketleri, feyizleri ve güzel ibadetleri kendisinde toplayan “on bir ayın sultanı” kutlu ayın ortasına doğru yaklaşıyoruz. İnşaallah, bu arınma, bilenme ve dirilme arzularımızla, dua ve niyazlarımızla Ramazan ayını sonuna kadar dopdolu yaşarız...

İnşaallah, Rabbimiz, millet ve ümmet olarak özlediğimiz huzur ve sükûnet iklimini bu ayda bahşeder, bu ay vesilesi ile korona virüs hastalığına şifa ihsan eder ve insanlık bir kez daha Rabbimizin rahmetiyle selamete ulaşır.

Kur’an’ı kalbimizin baharı, sadrımızın nuru, hüzün ve sıkıntılarımızın giderilme vesilesi kılmasını diliyorum.

Mesajımı iki hadis-i şerif ile bitiriyorum“Ramazan ayına hürmetsizlikten sakının. Çünkü başka ayda bulunmayacak şekilde onda sevaplar kat kat verilir. Günahlar da böyledir.” (Taberani)

Hz. Aişe (ra) dan yapılan rivayette:"Peygamberimiz (sav), ramazanın son on günü gi­rince geceyi ihya eder, ev halkını uyandırır, eteğini toplayıp bütün ciddiyet ve heyecanıyla ibadete yönelirdi." (Müslim, “Müsafirin”, 79, Ahmed: 5/130)