Makaleleri

Müslüman Olmamızın Farkı ve Tesiri

01/07/2019

Muhammed İkbal der ki: “Biz Müslümanların dinimize yapacağımız en büyük iyilik, bugünkü Müslümanların İslam’ı temsil edemediğini söylemektedir.”

Peki, Müslümanlar Farklarını Nasıl Fark ettirebilirler:

Öncelikle Müslümanlar olarak, Sırat-ı Müstakim yolundan ayrılmamamız icap etmektedir. “Biz Allah içiniz ve Allah’a döneceğiz” (Bakara, 2/156), inancımızı kuvvetlendirmemiz gerekiyor. Bid’atlardan, cehalet ve taassuptan, ifrat ve tefritten, tefrikacılıktan ve batıl ideoloji ve yapılanmalardan uzak durmamız icap ediyor.

Müslüman halkımızın farkının sosyal hayata tesir etmesi için diğer bir şart da; Hz. Peygamberimizin izinde yürümemizdir. Yani İslamiyeti Rasulullah ile birlikte yaşamamız gerekmektedir. O’nun kılavuzluğunu ve numune olmasını kabul etmemiz gerekiyor. Tabiinden büyük İslam âliminin söylediği gibi, eğer saçımızı kaşımamız icap ediyorsa ve bu hususta da Peygamberimizden bir şey duyulmuşsa, ona göre kaşımamız isabetli bir hareket olur.

İnandığımız İslam ile yaşadığımız İslam’ı karşılaştırmamız ve birbirine benzeyen ve benzemeyen yönlerini gözden geçirmemiz de, farkımızı ortaya koyacak bir başka husustur. Acaba yaşadığımız hayat, kaç ayet ve kaç hadisin karşılığıdır. Unu elediğimiz bir elek düşünelim. Bu eleğin yatay ipleri Kur’an, dikey ipleri hadis olsun ve hayatımızı bu elekten eleyelim, hayatımızdan dökülenler ve hayatımızda kalanlar neler olabilir?

Müslüman olmamızın farkını fark ettirmek için bir başka husus, dinimizi din kardeşlerimizle beraber yaşamanın şart olduğuna kendimizi inandırmamızdır. Rabbimiz, hepimizi birlikte dinini yaşamaya çağırıyor, ayrı ayrı değil.

Yapılan amel Allah için, ancak doğru değil. Bu amel kabul edilemez.

Yapılan amel doğru lakin Allah için değil. Bunu da kaldır at.

Yapılan amel hem Allah için olacak ve hem de o amelin yapılmasında ölçü Allah’ın ölçüsü olacak. İşte bu amel Müslümana fark attırır.

Buhari’nin Kitab-ı Salat bölümünde şöyle bir hadise anlatılır:

“Adamın biri namaz kılar, Peygamberimiz buyurur ki, kalk namaz kıl. Çünkü sen namaz kılmadın. Adam tekrar kılar yine aynı söz söylenir.” Çünkü kılınan namazda ölçü noksanlığı mevcuttur. Peygamberimiz o kusur ve noksanlığı o adamdan gidermek için üç defa aynı sözü söylüyor.

Namaz ibadetinin edasında ölçüsüzlük olur da, diğer ibadetlerimizin ifasında olmaz mı? Namaz ibadetindeki ölçüsüzlük, sahibine hiçbir şey kazandırmıyor da, diğer ibadetlerdeki Allah ve Resul’den gelen ölçülerin yokluğu o ibadetlerin kabul olmamasına sebep olmaz mı?

Öyle ise farkımızı fark ettirmemiz gerekiyor. Bunun için uzaklara gitmeye gerek yoktur. Problem uzaklarda değil, bizde, onu çözmek lazım. Bugün insanlar kitaplarda yazılan İslam’ı bilmiyorlar, Çünkü okumamaktadırlar. Geriye ne kalıyor? İslam’ı, onu yaşayanlara göre değerlendirmek. Biz Müslümanların yaşadığı İslam da, Allah katından gelen kâmil bir İslam değilse, İslam’ın bizzat savaşacağı bir dini yaşıyorsak, farkımızı nasıl ortaya koyabiliriz?

Allah’a hamd olsun, bugün resmi ideolojilerin onayından geçen, onların izniyle yaşanabilen bir din, devrini tamamlamıştır. Bugün dünya Müslümanları hakiki İslam’ı kabul ediyor. Hakiki İslam’ın gündeme gelmesi, Batı’nın İslam coğrafyasına sayısız saldırısına sebep olsa bile, başka çareleri yok Müslümanların.

Bugün dünyanın eğemen güçleri, İslam’sız, Kur’an’sız bir dünya istiyor. İslam’ın toplum hayatına yansıması olan amelleri tehlike olarak görüyor. Varsın görsünler. Ama Müslüman da İslam’ı bir bütün olarak yaşamak istiyor. Sadece namaz, zekât, kurban borçlusu olarak ölmek istemediği gibi, adalet, hukuk, iktisad borçlusu olarak da ölmek istemiyor. Senin cahiliyyen varsa, benim de İslam’ım var diyor günümüz Müslümanı. Sen, bir toplum, bir yasa ve bir icraatla kendini yaşarsın da ey cahiliye, ben bir Müslüman olarak, ümmetsiz, Kur’an’sız ve İslam’sız yaşayabilir miyim?

Müslümanların farkını fark ettirmeleri için sağlam bir imana, ilme ve bilgiye sahip olmalarının yanında, İslam’ı yaşamanın şartlarını ve zeminini oluşturmak hususunda el birliği ve gönül birliğine kavuşmaları gerekmektedir.

Her ne kadar buna karşı çıkacak, engel olacak gerek iç gerekse dış mihraklar varsa da, Müslümanların bu engelleri aşabilecek imanları vardır.

Kişinin yaşadığı dönem ve devrin şartları çok önemlidir. Büyük insanları devrin şartları yetiştirir. İmam Rabbani ile Hasan el Benna’nın devirleri çok farklı şartlara sahipti. Bir insan hangi devrin şartlarında yaşıyorsa, kabiliyetleri, o devre göre gelişir. Günümüz şartlarında da aynı değil mi? İşte bu gerçeği de göz ardı etmemek icap eder.

İslam karşıtı olan hayat tarzları ve gayrimeşru şartlar, Müslümanları yıldırmamalı, her türlü gayr-i meşru şartları değiştirecek bir kaynağın varlığına tekrar takrar inanmalıdır.

Müslümanların razı olduğu ve kabul ettiği tek toplum modeli vardır:

Farkını, dünya insanının fark ettiği MÜSLÜMAN TOPLUM.