Makaleleri

Müslüman Ülkelerin 31 Mart Günü İle İmtihanı

01/03/2019

 

Hz. Musa, Rabbimizle 40 gün boyunca beraber olmuş, bunu fırsat bilen Samiri, İsrailoğulları’nın temiz inancını bir buzağı ile bozmuştur. Hz. Musa Rabbimizden aldığı ilahi emirleri İsrailoğulların’a tebliğ edecekken, onların itikadının bozulduğunu fark edince, elindeki ilahi levhayı bir kenara koymuştur. Niçin? Çünkü akidesi bozuk olan bir kimseye amelden, ibadetten bahsetmek caiz değildir.

Bu gerçekten hareket ederek diyoruz ki, 31 Mart itikadı özelliği olmayan, ameli bir konudur.

İkinci bir konu

Ülkemizde mübarek geceler ile alakalı yarım asırdır konuşmalar yapılır, bid’at olduğu söylenir ve dosyaların biri açılır, biri kapanır. Tıpkı seçimlerde, oy kullanmalarda olduğu gibi. Mısır Müftülüğü yapmış Muhammed Mahluf, bu konuya son noktayı koymasına rağmen ülkemizdeki malum zihniyet sürekli kaşır…

“ Eski zamanlardan beri Müslümanlar mübarek geceleri, Allah’a şükürle ikame edip bu gecedeki büyük fazileti aramışlardır. O gece Allah’a yaklaştırıcı nafile ibadetler eda edilebilir, tasaddukta bulunulup, yakınlar ziyaret edilebilir, dualar edilebilir…”

Üçüncü konumuz

İslam Medeniyeti fetihle insanların gönlünü İslam’a açmak için mücadele ederken, batı, hep gasp ve işgal etmiştir. İslam Medeniyetinde farklı inançta olanlara baskı olmaz. Dileyen iman eder.

İslam Medeniyetinde, din, akıl, mal, can ve nesil muhafaza altındadır. İslam Medeniyetinde, gayr-ı müslimler cizye (vergi) vererek tüm haklara sahip olurlar. İslam Medeniyetinde, Müslüman, gayr-i müslimin domuzunu öldürürse, içkisini dökerse, bedelini öder. İslam Medeniyetinde, papaz kilisesine giderse, Müslüman polis veya Müslüman askerin koruması altında gider.

Alnı secdeli Müslüman insanların devlet yönetimindeki hal ve gidişatını bu ölçüler ışığında ele almak daha adaletli ve daha insaflı bir tavır olsa gerek.

Dördüncü konumuz

Müslüman ülkeler için dikkat çekecek bazı konuları dillendirmek herhalde hakkımızdır. Öyle ise dikkatlice okumanızı istirham ediyoruz.

Müslüman milletin ihtiyaç ve istekleri istikametinde, devletin yapılanması, şekillenmesi esastır. Devlet, milleti şekillendiremez. Onun vazifesi adil hakemlik yapmak ve milletine hizmet etmektir, yani garson devlet.

Halkına, milletine adaletle muamele eden inkârcı devlet ile halkına, milletine haksızlık eden, zulmeden Müslüman devlet söz konusu olduğunda Allah’ın yardımı, inkârcı devletedir.

Beşinci konumuz

Toplum, seçkinleriyle millet olur. Toplumun seçkinleri kimlerdir? Âlimlerimiz, amirlerimiz ve zenginlerimizdir. Toplum, seçkinlerden mahrum veya uzak olursa, o toplum sadece kuru kalabalık olur. 15 Temmuzu hatırlayalım, kadınından erkeğine, sarhoşundan ilim ehline varıncaya kadar seçkin kimliği ile destan yazdı.

Siyasetin tarifini yapmakta zorlanan nice parti başkanlarının böyle bir derdi yoktur. Onlar istiyorlar ki, kuru kalabalıklar bizim için problem olmaz. Çünkü onları aldatmak, kandırmak, sömürmek, istismar etmek kolaydır.

Altıncı konumuz

bir ay önce Bosna-Hersek’e gitmiştik. Onurlu, şahsiyetli merhum Aliya İzzet Begoviç’i ziyaretten sonra bir sözü çok dikkatimizi çekti. O sözü sizlerle paylaşmak istiyorum. Şöyle diyordu: “Boğazlandık, kadın ve çocuklarımız öldürüldü. Camilerimiz yakıldı. Ama biz kadın ve çocukları öldürmeyeceğiz, kiliseleri yakmayacağız. Çünkü saygı duyduğumuz Kitap’ta öyle yazmaktadır. İslam iyi ama biz, en iyiler değiliz. Düşmanlarımız burada, dostlarımız nerede?” Merhumun bu sualinin cevabı sadece Türkiyeli Müslümanlar ve Türkiye olmuştur. Şimdi, ufkumuzu basit, gelip geçici olaylara değil, derin mazimizle, halimizi 31 Mart terazisinde tartıp, kaç kilo olduğumuzu hesap edelim.

Yedinci Konumuz

Müslümanlar olarak ödeyeceğimiz bedelleri hatırlatarak sorumluluğumuzu ve vazifelerimizi sıcak gündeme taşıyacak olursak, şu gerçeklerle buluşmuş ve tanışmış oluruz:

  1. Dinimizi elde etmenin bedelini ödedik değil mi?
  2. Dinimizi yaşamanın bedelini ülke Müslümanları olarak ödeyebildik mi?
  3. Dinimizi korumanın bedelini ödeyebildik mi?
  4. Dinimizi yaymanın bedelini ödeyebildik mi?

Sıcak gündemlerimiz yukarıdaki konulardır. Ama Müslüman kardeşim birinci sıraya ekonomiyi koyar, Rabbimizin hayat tarzı olarak bize lütfettiği dini hayatı ötelerse, akıbetimizin ne olacağını bilmek o kadar zor değildir.

Sekizinci Konumuz

Şu gerçeği hiçbir Müslüman inkâr edemez, ederse nankörlük etmiş olur. “ Daraltılmış kulluğumuzdan, genişletilmiş kulluğumuza geçiş yaptık mı, yapmadık mı? Peki, bir zamanlar genişletilmiş kulluğumuzun gereği olan vazifelerimizi yaptığımızda, polisten sille tokat dayak yedik mi? Cebimizdeki misvakları bize göstererek; bu odun parçası ile hangimizin gözünü oyacaktın lan?” Tavırlarını ne tez unuttuk.

Daraltılmış kulluk döneminde etrafımızda 10-15 genç vardı. Genişletilmiş kulluk dönemimizde o sayıyı 100’lere, iki yüzlere çıkarttık mı?

Dokuzuncu Konumuz

Zihnimizi kurcalayalım: 1912 tarihi neyi hatırlatıyor? Söyleyelim: Politik güç, dinimizin önüne geçmiştir. 1924 tarihinde ne oldu biliyor muyuz? Söyleyelim:

Kalp, nefis ve zihin eğitimi lağvedilmiştir.1960-1980-1997 tarihleri darbeler ve muhtıraların resmigeçididir hatırladık değil mi?

 

Onuncu ve sonuncu konumuz

“ Muhakkak ki Allah, bu dini facir adamla da takviye eder.” (Buhari, “Cihad”,77)

Facir, burada kâfir, münafık, fasık olmak üzere üç anlama da gelebilir. O zaman mana şöyle olur: “Allah dilerse kâfir, münafık ve fasık bir adamın eli ile dinine hizmet ettirebilir.” Ebu Talip kâfir olmasına rağmen, Peygamberimize ve Müslümanlara büyük hizmetlerde bulunmuş, onları himaye etmiş, İslamiyet’in kuvvet kazanmasına büyük katkısı olmuştur.

Sonuç: Yeryüzünde Müslümanlar için iki hareket vardır. Bunlardan biri İslami hareket, ikincisi ise İslam yanlısı harekettir. İslami hareket mensupları için, önce dava, daha sonra kendisi gelir. İslam yanlısı hareket mensuplarına gelince, onlar önce kendisini garantiye alır, daha sonra davaya katılır. Tercihimizi yapmak o kadar zor olmasa gerekir. Vicdanlarımıza soralım: Davamı birinci sıraya koydum mu?

Unutmayalım, Hz. Süleyman, devletiyle yaşadı. Hz. İsa, devletsiz yaşadı ve mücadelesini verdi. Hz. Yusuf ise devleti ıslah edip, hakkın ve halkın emrine verdi.

31 Mart sorumluluğumuzu bir daha gözden geçirmek, erdemli bir tavır olsa gerek.