Makaleleri

Sevgi ve Rahmetin Gölgesinde Aile Hayatımız

01/09/2019

 

Mümtaz sahabelerden ibn Mesud (ra) der ki: "Her amele bir imam gerek." İmamdan maksat ilimdir. Yani yapılacak her meşru işin, amelin, vazifenin ilmini öğrenmenin önemine işaret edilmiştir. Üzülerek söylüyoruz ki evlilik hayatına adım atacak olanlarımızın çoğunluğu, evlilik müessesesinin kültürünü, mahiyetini anlamadan, kavramadan işe başlamaktadır. Tabir yerinde ise bir gecede koca ve bir gecede baba oluruz. Böyle olunca da hak-hukuk ihlallerinin olmaması mümkün değildir.

Şimdi siz muhterem okuyucularımıza evlilik hayatında kul haklarının ihlal edilmemesini sağlayacak olan ve kademe kademe gelişecek ve eşlerin mesut olacağı bir çözüm zinciri takdim etmek istiyoruz:

Evliliğin ilk kuruluşunda ve istenmeyen, yüzü soğuk olan talak(boşanma) ile son bulmasında, Rabbimizin bizzat devreye girdiğini görmekteyiz. Kuruluş merhalesinde, Rum Suresinin 21. ayeti bizlere şu mesajı vermektedir:

Zevciyet ve Sükûnet kelimelerinin, yarattı (خلق) fiili ile gelmesi, Allah'tan insana yansıyan bir tecelli olduğunu gösterir. Sevgi ve Rahmet kelimelerinin kıldı fiili (جعل) ile gelmesi ise, bu ikisinin, insanın fiiline bağlı olduğunu gösterir. Rabbimiz tarafından büyük bir ikram olarak verilen bu düzen ve intizama eşlerin bağlı kalmaları, aile hayatlarının, Allah'ın varlığını ispatlamasının bir delili olarak gösteriliyor. Yine bu önemli konunun bir başka yönü ise, evlilik hayatının temelinde hukuki prensiplerin değil, sevgi ve rahmetin olduğu gerçeğidir.

Aile hayatının çarkının dönmesinde hukuki ve ahlaki prensiplerin yeri büyüktür. Eşlerin birbirlerine haksızlık yapmasını önleyici vesile ise, erkeğin “Kavvam”, kadının ise “Ganitat” olarak yer almasıdır. Bu iki kavramı açacak olursak, karşımıza şu gerçekler çıkacaktır:

Erkeğe ait vazifeler: “Kavvam” sözcüğünde şu şekilde özetlenmiştir:

  1. Allah adına evini, hanımını, çocuklarını idare etmek.
  2. Ailenin tümünün terbiye, eğitim ve öğretimini üstlenmek.
  3. Helal yoldan nafakasını temin etmek.

Kadına ait vazifeler: “Ganitat” kavramında şu şekilde özetlenmiştir:

  1. Kocasına meşru konularda itaat etmesi ve bu itaatin sürekli olması.
  2. İtaat ve hizmetlerini severek, zorlanmadan, içtenlikle yapması.
  3. Evinin, beyinin malını, iffet ve namusunu koruması.

Evlilik müessesinin çarkının dönmesinden sorumlu olan anne-baba ve çocukların, dikkat edeceği bir konu daha vardır ki o da her birinin birbirleriyle dinde kardeş olduğudur. Bu durumda dinin prensiplerinin ihlal edilmesi, kul haklarının çiğnenmesi demektir.

Aile fertlerinin birbirlerinin hak ve hukukunu ihlal etmemesi, ailede danışma ve dayanışmanın var olmasına bağlıdır. Kim, ne zaman, neyi, nasıl, ne şekilde, ne ölçüde yapacak? Gibi meselelerin netliğe kavuşmaması, haksızlıklara davetiye çıkartır.

Aile içi kul haklarının ihlalinde dikkatimizden kaçan bir başka konu da şudur: Nikâh dediğimiz o sağlam ipin varlığının hissedilememesi. Bilinmelidir ki, nikâhın yürüyen iki ayağı vardır. Bunlardan biri akit, diğeri ise ahit. Akit ayağı, eşlerin birbirlerine karşı vazifelerinin yerine getirilmesidir. Ahit ayağı ise erkeğin, evleneceği hanıma karşı verdiği özel teminattır. Yani, hanımının hak ve hukukunu nikâh devam ettiği müddetçe korumasıdır.

Evlilik hayatında eşlerin olmazsa olmazlarından biri de her ikisine yakışan evlilik sanatını icra etmeleridir. Yani kadının, kadınlık sanatını, erkeğin de erkeklik sanatını devreye koymasıdır. Nedir acaba bu sanatlar? Denilirse, bunun cevabı da aşağıda belirtilmiştir:

Kadınlara ait olan, kadınlık sanatını açacak olursak, şu gerçekle karşılaşırız:

  1. Allah (cc), kadınları sevilmeye elverişli olarak yaratmıştır. Bu sebeple,
  2. Kadınların seslerini ince ve cazibeli olarak yaratmıştır. Niçin? Konuşunca, beylerine adeta hayat versinler.
  3. Kadınların tenlerini, duygusal ve yumuşak yaratmıştır. Niçin? Beyine dokununca, kocası haz duysun. Haz ne demek? Haz: Tat alma, zevklenme demektir.
  4. İpek ve altın erkeklere haram, kadınlara ise helal kılınmıştır. Niçin? Hanımlar, kocalarına genç, güzel ve cazibeli görünsünler, diye.

Hanımların bu özelliklerinin farkına vararak, kocaları için yaptıkları fedakârlıklar, ibadet ve sadaka olarak kendilerine geri dönecektir.

Sıra erkeklerin-beylerin kullanacağı sanata geldi:

Rabbimiz, erkekleri sevmeye elverişli olarak yaratmıştır. Bunun gereği olarak:

  1. Erkekler, adaletli tavırlarıyla, hanımlarının gönüllerini fetheder. Daha sonra hükmeder.
  2. Hanımının psikolojik ihtiyaçlarından biri olan sevilme arzusu sebebiyle beylerin eşlerine "seni seviyorum" demesi istenir.
  3. Eşlerin paylaşma ahlak ve erdemine kavuşması için beyler, ev işlerinde hanımına yardımcı olur. Bu husus, hukuki bir görev değil, ahlaki bir güzelliktir.
  4. Hanımının yapmış olduğu iş ve hizmetlerde "kötü-çirkin, beğenmedim" sözlerini kullanmaz. Saygılı olur.
  5. Hanımını başka kadınlarla değil, bizzat kendisi ile kıyaslar.

Tüm bu bilgi ve örnekler, eşler ve aile fertleri tarafından bilinir ve şuurla yerine getirilirse, o ailenin kaldığı ev, adeta cennet bahçesine dönüşür. Cennet bahçesinde yaşayanların ise birbirlerine haksızlık yapması söz konusu olamaz.

Değerli kardeşlerim:

Hayatta hiçbir duygu ilk günkü verdiği hazzı sürekli vermemektedir. Zamanla duygu ve ilişkiler eskiyor, zayıflıyor. Evlilik hayatımızın ilk yıllarında yaşadığımız mutluluk, yıllar geçince ivme kaybediyor. Eşyanın tabiatı gereği, her şey olduğu gibi sabit kalmıyor. Peygamberimiz,“Elbiselerinizin eskidiği gibi imanınız da eskir. Allah’ı zikrederek yenileyin.” buyurarak, eskime ve monotonlaşmanın imani hayatımızda bile olacağını belirttiğine göre, evliliğin monotonlaşması gayet normaldir. Bunu aşmak mümkündür ve bu da Allah’ın izniyle eşlerin elindedir.

Öncelikle şunu kavramalıyız ki, evlilik bağı ile birbirimize bağlı olsak da farklıyız. Bazı konularda farklı düşünebiliriz. Farklılıkların olduğu yerde zıtlaşma yerine anlaşma esas alınmalıdır. Ortak bir buluşma noktasına gelinceye kadar birlikteliklerimizi öne çıkarmalıyız.

Doğal olarak her aile, mutlu olmak ister. Bunun için de birbirlerinin dilini iyi anlamaları gerekir. Hoşlanıp nefret ettiklerini de tespit etmeleri lazımdır. Sözlü iltifat ve takdirler sevgiyi güçlendirir.

Hataların tamirinde sevgi öne çıkarsa mutluluk gölgelenmez. Çünkü sevgi, hataların kaydını tutmaz. Hatalının hatasını kullanmak yerine af yolunu seçelim. Evliliğimizin ilk günkü tazeliğinde kalabilmesi için zamanla yanlış söz ve davranışlarla kirlettiğimiz evlilik hayatımızı güzel söz ve davranışlarla hep zinde tutmamız gerekir.

Eşimizin bazı davranışlarından hoşlanmıyor olabiliriz. Bunu surat asıp, hırçınlaşarak anlatmayalım. Ondan ne beklediğimizi, nasıl davranmasını istediğimizi açıkça söylersek en azından nasıl olması gerektiğini anlar. Ona göre tavırlarına çeki düzen verir. Eşler birbirlerinin bu kabil arzu ve isteklerini anlayışla karşılamalı, yersiz direnişlere, inatlaşmalara girilmemelidir.

Her tartışma, mutluluğa zarar vermemelidir. Tartışmanın aşamalarında maksadı aşan ifadeler kullanmayalım. Eşler arasındaki tartışmalar yaz yağmuru gibidir. Birden gök gürler, şimşekler çakar, yağmur damlalarının arkasından güneş açar ve yeryüzünde güzel bir toprak kokusu oluşur. Kısaca evimiz; öfke yeri değil, esenlik yeri; isyan evi değil, insan evi olmalıdır.

Özellikle eşimizin çevresiyle konuşurken eşimizi şikâyet etmeyelim. Eşimizi övelim, hatalarını değil, iyiliklerini anlatalım. “Eşleriniz sizin için birer elbise, sizler de onlar için birer elbise gibisiniz.” (Bakara, 2/187)

Problemlerinizi birlikte konuşarak çözün. Başınız sıkıştığında ailelerinize koşmak yerine, onlardan güç alıp kendi çözümünüzü üretin. Aileler son çare olarak görülmelidir. Tartışmaların hakemi Kur’an ve Sünneti Rasûlillah (sav) olursa; evimiz o zaman “Dâru’s Selam” olur.

Her insanın olumsuz birtakım yönleri vardır. Olumsuzda odaklanıp da eşimizin güzel hasletlerini yok saymayalım. Bu, ağaca takılıp da koskoca bir ormanı görememek gibi bir şey olur.

Hz. AIi (ra)’nın, şöyle bir sözü vardır. " Çocuklarınızla yedi yaşına kadar oynaşın, onlarla çocuklaşın, 15 yaşına kadar onlarla arkadaşlık edin ve daha sonra onlarla istişare edin." Bir evde anne ve babanın duyarlı olduğu, sorumluluk duyguları faal olduğu zaman, aile fertlerinin birbirlerine haksızlık etmesi, kul haklarını ihlal etmesi düşünülebilir mi?

Cehaletin (bilgisizliğin)olduğu yerde her çeşit haksızlık devreye girebilir. Evlilik müessesesini döndüren şartlar ve çarklar devrede olduğu müddetçe, yüzü soğuk olan talak yani boşanma konusunun ismi dahi konuşulmaz. Her şeye rağmen boşanmayı gerekli kılan sebepler oluşursa, yine Rabbimiz tek celsede olayın bitmesini istemiyor ve evli kullarına kurtuluş formülü gösteriyor. Bu çözümü de sizlere sunarak, konumuzu burada noktalamak istiyor ve tüm ailelere mutluluklar diliyoruz.

İstenmeyen bir durum: AİLE KAVGALARI:

Rabbimiz, kadınları iki kısma ayırmaktadır:

  1. Erdemli kadınlar: Saliha-Ganitat,
  2. Serkeş kadınlar: Nüşuz eden kadınlar.

Nüşuz: Düşmanlık, husumet, nefret, kin, çatışma, kavga, karşı gelme, cinsel görevini ihmal etme, serkeşlik manalarına gelmektedir.

Evliliğin ilk dönemlerinde kocasıyla iyi geçinen, bir dediğini iki etmeyen, saygılı olan güler yüzlü kadın, zamanla bunların tersini yapmaya başlarsa, buna nüşuz denir.

Böyle bir durumla karşı karşıya gelen bir erkeğin ne yapacağını, nasıl bir yol izleyeceğini, bizzat Rabbimiz açıklamıştır. Bir nevi ilahi reçete, ilahi çözüm olan bu usule riayet eden kavgalı aileler, eski hayatlarına geri dönebilirler. Nedir bu ilahi çözüm?

  1. Başkaldıran hanımına içten gelen duygularla nasihat etmek.
  2. Yatakları ayırmak,
  3. Onları dövmek( Bu konu izaha muhtaçtır.)
  4. İki tarafın ailesinden, aile mahkemesi kurmak,
  5. Boşanmak son çare olmuşsa, adil bir şekilde ayrılmak... (Bkz.Nisa, 4/34)

Dünyadaki cennetin "Huzurlu Aile Yuvası "olduğunu hatırlatır, tüm okuyucularımıza, kardeşlerimize selam ve saygılarımızı sunar, bu mesajımızı eşlerin birlikte okumalarını tavsiye ederiz.