Makaleleri

Toplumun Islahında Alimlerimizin Mes'uliyeti

01/12/2017

 

Arap Şairi Hutaye’nin ilim ehline bir serzenişi vardır: “ Babanızın başı için ya onların yerini doldurun veya ağzınızı tutup onlara kızma ve sitemi azaltın.”

Öyle ya, Ebu Hureyre’yi tartacak terazi kimin elinde vardır, bugün? Peygamberimizin yetiştirdiği altın nesli, günümüz gençliğine anlatmanın usulünü, hikmetini kavramadan başımızdan büyük konulara girmek, telafisi mümkün olmayan çıkmaz sokağa toslamaktır.

Televizyon ekranlarından tartışmalı meseleleri kamuoyuna anlatmak o kadar da kolay değildir. Olan, halkımıza oluyor. Şimdi hep birlikte İmam İbnü’l Cevzi’nin yapmış olduğu duayı okuyalım ve gerçek âlimlerin, ilim ehlinin hassasiyeti ile günümüz ilim ehlini karşılaştıralım:

“Allahım !

Senin dinini anlatan dile,

Sana ulaştıran ilimlere nazar eden göze,

Sana hizmet yolunda yürüyen ayağa,

Resulünün hadisini yazan ele azab etme.

Senin izzetin aşkına, beni cehenneme koyma.

Ehli, gayet iyi bilir ki, ben senin dinini savunuyordum Allah’ım.” Âmin…

Televizyon ekranlarında bir araya gelip farklı konuları ve meseleleri dile getiren ilim ehlimizin daha dikkatli olması gerekmez mi? Yüksek sesle bağırmak, hakaret etmek, muhatabını aşağılamak, alaya almak v.s

Haddimiz değil ama ilim ehlimize bir hatırlatmada bulunmak istiyoruz. Ahiret gününe ne kadar inanıyorsak, dünya hayatımız o kadar düzgün geçer. Bu gerçeği Sad Suresinin 46. Ayeti mealen şöyle açıklıyor: “ Biz onları ahiret yurdunu düşünen ihlâslı kullar kıldık.” (Sad, 38/46)

Ekranlarda tartışan ilim ehlimiz başta olmak üzere, her Müslüman ahiret yurdunu düşünen ve ihlâslı yaşayan özelliğe sahip olması gerekmez mi?

Allah beni görüyor, Allah beni işitiyor ve Allah benimle beraber inancına sahip olan âlimlerimiz, ekran başında ne yapıyor? Muhatabına karşı alay ediyor, kibirleniyor, öfkeleniyor, yüksek sesle bağırıyor, sözünü kesiyor, kişisel kimliğini öne çıkarıyor, gıybet had safhada, oturuş pozisyonları örnek olmaktan çok uzak… Burada mazlum olan ise halkımız. Hanımına: Kapat şu televizyonu, çocukların ahlakı bozulmasın, diyor.

Hâlbuki Haşr Suresinin 10. Ayeti mealen şöyledir: “Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma.” (Haşr, 59/10)

Şu gerçeği bir daha hatırlayalım. Cihat, kararlı ve şuurlu bir gayrettir. Bu gayretin:

  1. Bedensel olanına savaş-harp denir,
  2. Ruhsal olanına mücahede denilirken,
  3. Fikirsel olanına ise içtihat denir.

İlim, cehalete karşı yapılan bir cihattır, öyle değil mi?

Bakara Suresinin 129. ayeti ile Cuma Suresinin 2. ayeti, peygamberler ve varislerinin sorumluluk ve vazifelerini açıklamıştır. Ne yazık ki, TV ekran abonelerimiz bu sorumluluğu ve vazifelerini ihlal etmektedir. İstisnalar hariç.

Belki okuyucularımız merak etmiştir ilgili ayetlerdeki vazifelerin ne olduğunu… Açıklayalım:

  1. Allah’ın ayetlerini okumak,
  2. Onlara kitabı ve hikmeti öğretmek,
  3. Onları temizlemek.

Durum bu iken, ekranlardaki ilim ehlinin gündemlerini halkımız hayretle izlemektedir.

Yine Maide Suresinin 63. ve Ali İmran Suresinin 146. ayetleri, Rabbani âlimlerin ve Ribbiyyun talebelerin temel özelliklerini açıklarken, bu özellikleri taşıyan ilim ehlini pek göremiyoruz. İstisnalar hariç.

Peygamberimiz Efendimiz: “ Allah’a yemin ederim ki, sizin dilinizle düşmana attığınız sözler, tıpkı ok gibidir.” (Ahmet el Müsned) buyururken, ne yazık ki ilim ehlimiz, oklarını düşmanlara değil, din kardeşlerine, meslek arkadaşlarına atıyor…

Bazı ilim ehli ekranlarda birbirlerini yercesine ve muhatabının kamuoyu önünde mağlup olmasından zevk duyar hale geldi. İlim insanı olgunlaştıracağı yerde, kibir öne alındı. Sadece ekran başında tokatladığı veya yumruk atmadığı kalmadı. İstisnalar hariç…

Arıza nerede acaba? Akıl, beyin, gönül birbiriyle uyumlu, haberli çalışmazsa, organlar paramparça olur. Böylece muvahhittik kimliği kaybolur gider. Öz gidince geriye kabuk kalır.

Konumuzun bir başka alanı vardır. O da şudur: İlim ehli dediğimiz zümrenin bir eli kitapta olurken, diğer eli hayatta, olaylarda, hal ve gidişatta olmalıdır. Halkımızın ve olayların içine girmeyenlerin, problemleri çözmesi çok uzaklardadır. Sana göre- bana göre mantığı ile halkımızın meselelerine çözüm üretilemez. İlim ehlinin ayağı yerde olmalıdır, havalarda değil…

 

İlim ehline, âcizane tavsiyelerimizle mesajımızı noktalayalım:

  • Muhammet İkbal der ki: “Hz. Muhammed’i (sav), eski dünya ile modern dünyanın ortasında görmekteyiz. Hz. Peygamber, bildirmiş olduğu vahyin kaynağı bakımından eski dünyaya, bildirmiş olduğu vahyin ruhu bakımından modern dünyaya bağlıdır.” Burada ilim ehline düşen sorumluluk, modern dünyaya, Peygamberimizi hadisleriyle taşımak.
  • “ Kur’anın manası kalbine yeniden nazil olmuyorsa, ne Razinin tefsiri, ne de Zemahşeri’nin Keşşa’fı, senin derdine çare bulamaz.” (Mecmuu feteva) Bilmem, ekran başlarındaki ilim ehlimiz bu ince ruhlu mesajları hazmedebilecek midir?
  • Fudayd ibn İyaz, konuyu bir başka yönü ile ele alır ve der ki: “Bu Kur’an, amel edilmek için nazil oldu, ne var ki insanlar onun kıraatini amel haline getirdiler.”
  • Ülkeye ve ülke halkımıza hizmet etmek sorumluluğunda olan tüm ilim ehlinin dikkat edeceği konulardan biri de şudur: İçinde yaşadığımız ülkenin fıhi kimliği ve halkımızın hayat tarzı tahlil edilmeden atılacak her adım akamete uğrar. Bu acı gerçeği kabul etmek mecburiyetindeyiz. Vatan-millet –Sakarya sloganlarıyla bir şey olmaz. 80 Milyon insanımızın kalbi, beyni, malı, ülkesi, siyaseti, ekonomisi, hukuku vs. kirletilmiştir. Yüce Rabbimiz önümüze bir mühlet verdi adeta... Bu fırsatı iyi değerlendirmeye mecburuz.
  • Unutulmasın ki Yüce Allah, katından gönderdiği bu dini facir bir adamla da teyit eder, kuvvetlendirir. Yine unutulmasın ki, “Allah, ara vermeden bu din konusunda fidan insanlar yetiştirir. Bu fidan insanları gücü, gayreti, kabiliyeti istikametinde, kendi dinine hizmet için kullanır.” (Ahmet. El Müsned.4/17441)
  • Yüce Allah’ın dinine istihdam edilme nimetini elden kaçırmamalıyız. Ekran adresli tartışmalar rahmet olmadı, içinden çıkılamaz bir hale geldi. İstisnalar hariçtir.
  • Tanzimat ve ıslahat fermanı, meşrutiyet ve Cumhuriyet... Her dönemin aydınları, fikir ve kurtarıcılık planında batı kültürünün ve batı hayat tarzının içimizdeki savaşçıları olmuşlardır. 1980-2017 yılları arasındaki ilim ehlimiz de, halkımızın muhtaç olduğu planlara, programlara, İslami yaşam tarzına yönelik ciddi planları, hedefleri, usulleri koyamamıştır. Bunu kabul etmek bir erdemdir.
  • Aydın denilen kişilerin araladığı kapıdan, misyonerler, yabancı okullar, mason locaları, faizli bankalar, batı zevkleri, fuhuş ve ahlaksızlık adım adım ülkemizi istila etti. Ve 2. Dünya savaşı sonu, politik güç,dinin üstüne hakim oldu.
  • Diyeceksiniz, Diyanet ne yapıyor. Ekran tartışmalarını uzaktan seyrediyor: Ne şiş, ne de kebap...
  • Şimdi soralım vicdanlarımıza: İlim ehli ne ile meşgul? Sinsi düşmanlar ne ile meşgul? Selamlar ve saygılar